Silent Hunter 2
07 Şubat 2008 00:29 | nilufer | 0 fav | 0 yorum
| etiket:
anlatımları
,
oyun ınceleme
,
oyun ınceleme ve anlatımları
,
silent hunter 2
1996
yılında Silent Hunter çıktığında, çoğu denizaltı simülasyonu meraklısı
tarafından o zamana kadar çıkan en iyi İkinci Dünya Savaşı denizaltı
simülasyonu olarak değerlendirilmişti. Zaten denizaltı simülasyonu gibi
sınırlı bir kitleye hitap eden oyun, dünya çapında 300 binin üzerinde
kopya satmasıyla, alanında ne kadar iyi olduğunu kanıtlamıştı. Elbette
bu kadar beğenilen bir oyunun devamının çıkmaması da düşünülemezdi.
Ancak oyunun hem yapımcı hem de dağıtımcı firmasının değişmesi, daha
önce bildirilen tarihlerin sürekli sarkmasına, nihayet 5 yıl sonra,
2001 sonunda da olsa, oyun severlerle buluşabilmesine neden oldu. Ancak
ne mutlu ki, sonuç çok beklenen kimi oyunlarda olduğu gibi
hayalkırıklığı değil. Tam tersine Silent Hunter II her yönüyle
beklemeye değdiğini gösteriyor.
Silent Hunter’da, İkinci Dünya Savaşı’nda, Pasifik Okyanusunda, Japon kuvetlerine karşı savaşan ABD donanmasına ait denizaltıları idare ediyorduk. Yeni oyun Silent Hunter II’de ise, yine İkinci Dünya Savaşı’ndayız. Ancak bu sefer taraf değiştirip Alman donanmasında görevliyiz. Bunun iyi bir yanı varsa, o da kesinlikle Almanların efsanevi denizaltıları U-Boat’ları kullanmamız.
Oyunda göze çarpan ilk gelişme görsel alanda olmuş. Silent Hunter’in grafikleri zamanında çok beğenilmişti. Öte yandan oyun ne de olsa bir DOS oyunuydu ve grafikleri de DOS ortamının olanakları ile sınırlıydı. Silent Hunter II ise Windows ortamı için yazılmış 3D bir oyun. Özellikle periskoptan ve güverteden bakıldığında oyun muhteşem grafikler sunuyor: Dalgalar olağanüstü modellenmiş. Modellemenin gerçeğinden bir farkı yok. Bunu güvertede sağa sola yalpalanırken ya da periskopta hedef ararken dalgaların periskopa çarpmasında farkedebilirsiniz. Elbette yalnız deniz ve dalgalar değil; güneş, ay, yıldızlar, bulutlar, sis, herşey özenle yapılmış.
Aynı özen, oyundaki diğer gemiler ve uçaklar için de gösterilmiş. Ancak grafikleri değerlendirirken, bunun bir denizaltı simülasyonu olduğunu unutmamak gerek. Oyunda bir 3D action grafikleri yok elbette, ancak fazlasıyla özenli ve güzel grafiklere sahip bir simülasyon olmuş. Bir iki kere grafik hatalarıyla karşılaştım; bunlar küçük olmalarının yanı sıra nadiren ortaya çıktılar. İhtimal ki benim ekran kartımdan da kaynaklanabilen sorunlardı. (Ancak bir keresinde vurduğum bir geminin ne olduğuna bakmak için geri dönüğümde, onu gökyüzünde alev alev yananrken gördüm. Bu da İsa’nın göğe yükselişi gibi bir vaka değilse, korkarım ki oyundan alınan zevki mahvedecek potansiyelde bir hata. Umarım bir benzeriyle karşılaşmam...)
Oyunun sesleri de grafikleri gibi tam not almayı hak ediyor. Yaklaşan bir geminin sesi, sonarlar, dalgaların sesleri, sürekli uğuldayan dizel motorları, isabet alan gemilerin patlamaları ve diğer bütün ayrıntılar oyunda mevcut. Bu sesler gerçekleriyle aynı. Mürettebat emirlerinize birer denizci gibi cevap veriyor. Hatta, oyun Alman denizaltı simülasyonu olduğu için, mürettabat da Alman aksanlı bir İngilizce ile konuşuyorlar. Yapımcılar seslendirmeyi gerçek Almanlara yaptırmışlar. Hatta istenirse konuşmaları Almanca olarak dinleme seçeneği de var. Bu derecede ayrıntılar birleşince, sesleri kusursuz olarak nitelendirmek mümkün. Elbette her ciddi simülasyonda olduğu üzere, oyun esnasında müzik yok. Zaten oyunun bir kısmı denizaltında pür dikkat düşman gemilerini dinlemekle geçiyor, özellikle de destroyerlerden kaçarken.
Oyunun arabirimi gayet kullanışlı. Ancak belki ilk oyunun alışkanlığı, birincisinin arabirimi daha kolay gelmişti. Özellikle ilk oyundaki harita kısmı sanki daha işlevseldi. Ancak bu, Silent Hunter II’nin arabiriminin kullanışsız olduğu anlamına gelmiyor. Farenin yanı sıra çeşitli tuş kestirmeleri sayesinde farklı ekranlar arasında hızlı ve etkin bir şekilde geçmek mümkün. Ancak şimdiye kadar çıkan hemen hemen tüm denizaltı simulasyonlarında varolan, denizaltının içinin bir bütün olarak görüntüsü yok.Eski oyunlarda denizaltının içinin genel bir görünümü olur, buradan ilgili kısıma (örneğin radar odasına) tıklar, o bölüme geçerdiniz. Silent Hunter II’nin tasarımında böyle bir özellik ilave edilmemiş. Oynanabilirliliği etkilemese de, sanki daha şık olurdu gibi düşünmek mümkün.
İlkini aldığımda, denizaltı simülasyonları hakkında bir fikrim yoktu. Oyunun denizin altına saklanıp, uygun bir açıyla gemileri torpilleyip batırdıktan sonra, kolayca oradan kaçmaktan ibaret olduğunu sanıyordum. Meğer o torpidolar gayet sınırlıymış, dolum süreleri olağanüstü uzunmuş ve bir denizaltı yavaşlığıyla çok kolay bir av olabiliyormuş. Bununla beraber, yüksek zorluk derecesiyle oynadığım oyunda, biraz bilgi ve dikkatle, gayet başarılı olabiliyordum. Örneğin orta boy bir filoyu eskortlarıyla beraber denizin dibine gömdüğüm çok olmuştu. Yakın zamana kadar kendimi iyi bir denizaltı kaptanı olarak görürken, geçenlerde okuduğum bir yazıda, Silent Hunter’in gerçekçi olmasına karşın, gerçek hayatta öyle bir defada orta boy bir filonun bütünüyle avlanmasının hiç de mümkün olmadığını okuduğumda, gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım.
Silent Hunter II’nin yüksek gerçekçilik seviyelerinde bırakın böyle birşeyi, hayatta kalabilmek bile büyük başarı. Eskortlardan ve destroyerlerden kurtulabilmek imkansız gibi. Denizaltının yerini kolaylıkla tespit edip, su altı bombalarıyla imha etmeleri gayet kısa sürüyor. Denizin dibine kaçmak mümkün, ama su altı bombaları oldukça derinlere kadar etkili olabiliyorlar. Bu durumda derinlik göstergesinde sarı kısım ile gösterilen test derinliğine kadar inmek gerekli olabiliyor. Tabii o derinliğe usulca inerken çoktan bir bomba yememişseniz...
Test derinliğinin altına inerseniz, denizaltının basınca dayanamayıp, parçalanması an meselesi. Eğer düşmana sığ sularda yakalanırsanız, en kısa zamanda karaya oturacağınız için, derine dalıp parçalanma riskini göze alma seçeneğiniz de yok. Ayrıca derine dalmış olsanız da, oksijenin ve bataryaların sınırlı olması sebebiyle sürekli orada kalmanın imkanı da yok. Ancak destroyerler, denizaltının battığına emin olmadan bölgeyi terketmeyeceklerdir. Yine riske girip, eğer kalmışsa, elinizdeki son torpidoları kullanmak üzere periskop derinliğine doğru yükselmeye karar verirseniz, büyük bir ihtimalle daha periskopla bakma şansını yakalamadan bombayı çoktan yemiş olursunuz. Bu yüzden oyunda eskortlara farkedilmemek öncelikli hedef ve bu hiç de kolay değil.
Oyunun zorluğu elbette biraz da realism ayarlarına bağlı. Bu ayarlar oldukça ayrıntılı ve becerinize uygun bir zorluk derecesini biraz uğraşarak elde etmeniz mümkün.
Ben bu seçeneklerin çoğunu ON yaparak oynamayı keyifli buluyorum. Ancak yalnızca “Dud torpedoes” seçeneği OFF. Açıkçası elimde tek torpido yani tek şansım var ve üstüme son süratle bir destroyer geliyorken, bir de bu torpidonun bozuk olmasını hiç arzu etmem. Realism ayarlarıyla ilgili bir önemli hatırlatmam da, kariyere başlamadan önce bu ayarları dikkatle belirleyin. Çünkü kariyere başladıktan sonra bu seçenekleri bir daha değiştiremiyorsunuz.
Oyun hakkında daha birçok şey yazılabilir. Ancak bu tür oyunları sevenlerin hemen almalarını tavsiye ederim. Eğer denizaltı simulasyonu oynamadınız ve merak ediyorsanız, Silent Hunter, gerçekçilik ayarlarını kolaylaştırmak kaydıyla, iyi bir seçim olabilir. Eğer terciğiniz bol hareket ve heyecan ise bu oyundan uzak durun.
Silent Hunter’da, İkinci Dünya Savaşı’nda, Pasifik Okyanusunda, Japon kuvetlerine karşı savaşan ABD donanmasına ait denizaltıları idare ediyorduk. Yeni oyun Silent Hunter II’de ise, yine İkinci Dünya Savaşı’ndayız. Ancak bu sefer taraf değiştirip Alman donanmasında görevliyiz. Bunun iyi bir yanı varsa, o da kesinlikle Almanların efsanevi denizaltıları U-Boat’ları kullanmamız.
Oyunda göze çarpan ilk gelişme görsel alanda olmuş. Silent Hunter’in grafikleri zamanında çok beğenilmişti. Öte yandan oyun ne de olsa bir DOS oyunuydu ve grafikleri de DOS ortamının olanakları ile sınırlıydı. Silent Hunter II ise Windows ortamı için yazılmış 3D bir oyun. Özellikle periskoptan ve güverteden bakıldığında oyun muhteşem grafikler sunuyor: Dalgalar olağanüstü modellenmiş. Modellemenin gerçeğinden bir farkı yok. Bunu güvertede sağa sola yalpalanırken ya da periskopta hedef ararken dalgaların periskopa çarpmasında farkedebilirsiniz. Elbette yalnız deniz ve dalgalar değil; güneş, ay, yıldızlar, bulutlar, sis, herşey özenle yapılmış.
Aynı özen, oyundaki diğer gemiler ve uçaklar için de gösterilmiş. Ancak grafikleri değerlendirirken, bunun bir denizaltı simülasyonu olduğunu unutmamak gerek. Oyunda bir 3D action grafikleri yok elbette, ancak fazlasıyla özenli ve güzel grafiklere sahip bir simülasyon olmuş. Bir iki kere grafik hatalarıyla karşılaştım; bunlar küçük olmalarının yanı sıra nadiren ortaya çıktılar. İhtimal ki benim ekran kartımdan da kaynaklanabilen sorunlardı. (Ancak bir keresinde vurduğum bir geminin ne olduğuna bakmak için geri dönüğümde, onu gökyüzünde alev alev yananrken gördüm. Bu da İsa’nın göğe yükselişi gibi bir vaka değilse, korkarım ki oyundan alınan zevki mahvedecek potansiyelde bir hata. Umarım bir benzeriyle karşılaşmam...)
Oyunun sesleri de grafikleri gibi tam not almayı hak ediyor. Yaklaşan bir geminin sesi, sonarlar, dalgaların sesleri, sürekli uğuldayan dizel motorları, isabet alan gemilerin patlamaları ve diğer bütün ayrıntılar oyunda mevcut. Bu sesler gerçekleriyle aynı. Mürettebat emirlerinize birer denizci gibi cevap veriyor. Hatta, oyun Alman denizaltı simülasyonu olduğu için, mürettabat da Alman aksanlı bir İngilizce ile konuşuyorlar. Yapımcılar seslendirmeyi gerçek Almanlara yaptırmışlar. Hatta istenirse konuşmaları Almanca olarak dinleme seçeneği de var. Bu derecede ayrıntılar birleşince, sesleri kusursuz olarak nitelendirmek mümkün. Elbette her ciddi simülasyonda olduğu üzere, oyun esnasında müzik yok. Zaten oyunun bir kısmı denizaltında pür dikkat düşman gemilerini dinlemekle geçiyor, özellikle de destroyerlerden kaçarken.
Oyunun arabirimi gayet kullanışlı. Ancak belki ilk oyunun alışkanlığı, birincisinin arabirimi daha kolay gelmişti. Özellikle ilk oyundaki harita kısmı sanki daha işlevseldi. Ancak bu, Silent Hunter II’nin arabiriminin kullanışsız olduğu anlamına gelmiyor. Farenin yanı sıra çeşitli tuş kestirmeleri sayesinde farklı ekranlar arasında hızlı ve etkin bir şekilde geçmek mümkün. Ancak şimdiye kadar çıkan hemen hemen tüm denizaltı simulasyonlarında varolan, denizaltının içinin bir bütün olarak görüntüsü yok.Eski oyunlarda denizaltının içinin genel bir görünümü olur, buradan ilgili kısıma (örneğin radar odasına) tıklar, o bölüme geçerdiniz. Silent Hunter II’nin tasarımında böyle bir özellik ilave edilmemiş. Oynanabilirliliği etkilemese de, sanki daha şık olurdu gibi düşünmek mümkün.
İlkini aldığımda, denizaltı simülasyonları hakkında bir fikrim yoktu. Oyunun denizin altına saklanıp, uygun bir açıyla gemileri torpilleyip batırdıktan sonra, kolayca oradan kaçmaktan ibaret olduğunu sanıyordum. Meğer o torpidolar gayet sınırlıymış, dolum süreleri olağanüstü uzunmuş ve bir denizaltı yavaşlığıyla çok kolay bir av olabiliyormuş. Bununla beraber, yüksek zorluk derecesiyle oynadığım oyunda, biraz bilgi ve dikkatle, gayet başarılı olabiliyordum. Örneğin orta boy bir filoyu eskortlarıyla beraber denizin dibine gömdüğüm çok olmuştu. Yakın zamana kadar kendimi iyi bir denizaltı kaptanı olarak görürken, geçenlerde okuduğum bir yazıda, Silent Hunter’in gerçekçi olmasına karşın, gerçek hayatta öyle bir defada orta boy bir filonun bütünüyle avlanmasının hiç de mümkün olmadığını okuduğumda, gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım.
Silent Hunter II’nin yüksek gerçekçilik seviyelerinde bırakın böyle birşeyi, hayatta kalabilmek bile büyük başarı. Eskortlardan ve destroyerlerden kurtulabilmek imkansız gibi. Denizaltının yerini kolaylıkla tespit edip, su altı bombalarıyla imha etmeleri gayet kısa sürüyor. Denizin dibine kaçmak mümkün, ama su altı bombaları oldukça derinlere kadar etkili olabiliyorlar. Bu durumda derinlik göstergesinde sarı kısım ile gösterilen test derinliğine kadar inmek gerekli olabiliyor. Tabii o derinliğe usulca inerken çoktan bir bomba yememişseniz...
Test derinliğinin altına inerseniz, denizaltının basınca dayanamayıp, parçalanması an meselesi. Eğer düşmana sığ sularda yakalanırsanız, en kısa zamanda karaya oturacağınız için, derine dalıp parçalanma riskini göze alma seçeneğiniz de yok. Ayrıca derine dalmış olsanız da, oksijenin ve bataryaların sınırlı olması sebebiyle sürekli orada kalmanın imkanı da yok. Ancak destroyerler, denizaltının battığına emin olmadan bölgeyi terketmeyeceklerdir. Yine riske girip, eğer kalmışsa, elinizdeki son torpidoları kullanmak üzere periskop derinliğine doğru yükselmeye karar verirseniz, büyük bir ihtimalle daha periskopla bakma şansını yakalamadan bombayı çoktan yemiş olursunuz. Bu yüzden oyunda eskortlara farkedilmemek öncelikli hedef ve bu hiç de kolay değil.
Oyunun zorluğu elbette biraz da realism ayarlarına bağlı. Bu ayarlar oldukça ayrıntılı ve becerinize uygun bir zorluk derecesini biraz uğraşarak elde etmeniz mümkün.
Ben bu seçeneklerin çoğunu ON yaparak oynamayı keyifli buluyorum. Ancak yalnızca “Dud torpedoes” seçeneği OFF. Açıkçası elimde tek torpido yani tek şansım var ve üstüme son süratle bir destroyer geliyorken, bir de bu torpidonun bozuk olmasını hiç arzu etmem. Realism ayarlarıyla ilgili bir önemli hatırlatmam da, kariyere başlamadan önce bu ayarları dikkatle belirleyin. Çünkü kariyere başladıktan sonra bu seçenekleri bir daha değiştiremiyorsunuz.
Oyun hakkında daha birçok şey yazılabilir. Ancak bu tür oyunları sevenlerin hemen almalarını tavsiye ederim. Eğer denizaltı simulasyonu oynamadınız ve merak ediyorsanız, Silent Hunter, gerçekçilik ayarlarını kolaylaştırmak kaydıyla, iyi bir seçim olabilir. Eğer terciğiniz bol hareket ve heyecan ise bu oyundan uzak durun.
